İslam Ümmetinin Ortak Değeri:  Kudüs ve Mescid-i Aksa (Temmuz 2015)


Kudüs’ün tarihi, dinlerin ve insanlığın tarihi kadar eskidir. Kudüs’ü bağrına basan Filistin toprakları Hz. İbrahim’den Hz. Musa’ya, Hz. İshak’tan Hz. İsa’ya pek çok peygambere ev sahipliği yapmıştır. Dolayısıyla Kudüs imanın, azmin, ibadetin ve Allah aşkının odağı olmuş, belki de dünyada hiçbir şehir insanlık için Kudüs kadar ehemmiyet arz etmemiştir.

Zaman ve mekân Allah’ın vermiş olduğu değerle yücelir ve kıymet kazanır. Kudüs ve Beytü’l-Makdis de Yüce Allah’ın lütfu ve ihsanı ile değer bulmuş nadide mekânlardır. Rabbimiz Mescid-i Aksa ve çevresini mübarek kılmış (İsra, 17/1.), bu bölgeden “mukaddes toprak” (Maide, 5/21.) ve “iyi, güzel bir yer” (Yunus, 10/93.) olarak bahsetmiştir. Müslümanları dinî ve fikri bakımdan Mekke-i Mükerreme ve Mescid-i Haram ile Medine-i Münevvere ve Mescid-i Nebi’ye olduğu kadar Kudüs-i Şerif ve Mescid-i Aksa’ya da kalben ve ruhen bağlamıştır.

İsra ve Miraç mucizesinin gerçekleştiği mekân olan Mescid-i Aksa, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) tarafından da ziyaret edilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.) Mecsid-i Haram’dan sonra insanların ibadet etmeleri amacıyla yapılan en eski ikinci mabet (Buhari, Enbiya, 10.) ve yeryüzünde ziyaret edilebilecek mescitler arasında Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebi’den sonra üçüncü mescit olarak Mescid-i Aksa’yı zikretmiştir. (Müslim, Hac, 511.) Ayrıca Beytü’l-Makdis’te namaz kılmayı tavsiye eden (Ebu Davud, Salat, 14.) Hz. Peygamber (s.a.s.), ümmetinden bir topluluğun kıyamet gününe kadar hakkı üstün tutmaya ve düşmanları karşısında galip gelmeye devam edeceğini, bu topluluğun da Beytü’l-Makdis ve onun çevresinde bulunacağını haber vermiştir. (İbn Hanbel, V, 267.) Bilindiği üzere Kudüs, Mescid-i Haram’dan önce belli bir dönem Müslümanların ilk kıblesi olarak namazlarda yöneldikleri mekân olmuştur. (Buhari, Salat, 31.)

Kudüs’ün tarihi, dinlerin ve insanlığın tarihi kadar eskidir. Kudüs’ü bağrına basan Filistin toprakları Hz. İbrahim’den Hz. Musa’ya, Hz. İshak’tan Hz. İsa’ya pek çok peygambere ev sahipliği yapmıştır. Dolayısıyla Kudüs imanın, azmin, ibadetin ve Allah aşkının odağı olmuş, belki de dünyada hiçbir şehir insanlık için Kudüs kadar ehemmiyet arz etmemiştir. Üç semavi dinin müntesiplerince kutsal kabul edilen Kudüs, eşsiz bir mücevher gibi tarih boyunca insanlığın ilgi ve iştiyakını cezbetmiş, büyük istilaları üzerine çekmiş ve bu kutsal şehrin insanları sürekli felakete maruz kalmıştır.

Hz. Ömer’in (r.a.) fethiyle Müslümanların yönetim ve himayesine geçen Kudüs, layık olduğu hürmet ve kutsiyeti muhafaza edebilmiş, Kudüs halkı da huzur, özgürlük ve adalete kavuşabilmiştir. Hiç şüphesiz bu durum, farklılıkların bir arada barış ve güven içinde yaşamalarına dair ahlak ve hukuk ilkelerini belirlemiş olan İslam’ın yüceliğinden kaynaklanmıştır. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Medine Vesikası, Hz. Ömer’in  (r.a.) emannamesine kaynaklık etmiş, Selahaddin Eyyubi ve Yavuz Sultan Selim de kendi dönemlerinde bu emannameyi güncellemişlerdir.

Müslümanlar tarafından idare edilirken emniyetin, hikmetin, sulh ve merhametin en güzel örneklerini, farklı din, dil, ırk ve mezheplerin bir arada uyum içerisinde yaşamasının en nadide tablolarını sunan Kudüs, ne yazık ki Birinci Dünya Savaşının ardından bu hususiyetini kaybetmeye başlamıştır. Bilhassa Filistin topraklarının işgaliyle başlayan süreçte Müslümanlar, baskıya, zulme, işkenceye ve katliama maruz kalmış, insana dair her türlü hak ve özgürlükten mahrum bırakılmış; evleri, yurtları, malları ve mülkleri talan edilerek gasp edilmiş; pek çoğu da Kudüs ve Filistin topraklarından göç etmek zorunda bırakılmıştır.

Bugün de Müslümanların kanayan bir yarası olmaya devam eden, bütün insanlığın acı ve gözyaşı ile andığı Kudüs, Filistin ve Gazze meselesi, İslam ümmetinin ortak meselesidir. Filistin topraklarında yaşanan acı, bütün Müslümanların ortak acısıdır. Filistinlilerin yaşadığı mazlumiyet ve mağduriyet bütün müminlerin ortak imtihanıdır.

Bilinmelidir ki Filistin toprakları üzerinde işgalcilerin gerçekleştirdiği demografik, coğrafi, dinî veya siyasi değişiklikler asla kabul edilemez. Yine bilinmelidir ki Filistin topraklarının işgal altında olması Mescid-i Aksa ve Kudüs’ün mahremiyetini zedelemez, kutsiyetini ortadan kaldırmaz. Üç dinin mukaddes kabul ettiği bu ana şehir, hiçbir şekilde Müslüman varlığından ayrı düşünülemez. Kudüs, tarihte temsil ettiği değerlerle Kudüs’tür.

Aynı şekilde Mescid-i Aksa, Müslümanların mabedi olma hüviyetinden, Harem Bölgesi de tarih boyunca var olan statüsünden asla çıkarılamaz. Mescid-i Aksa’ya yönelik din ve vicdan özgürlüğünü kısıtlayan uygulamalar ve mabet masuniyetini hiçe sayan saldırılar asla kabul edilemez. Mescid-i Aksa, inşa edildiği günden bu zamana kadar bir İslam mabedidir ve kıyamete kadar da öyle kalacaktır. Zira o, Rasul-i Ekrem’in (s.a.s.) İslam ümmetine emaneti ve mirasıdır.

Evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennemden kurtuluş olan mübarek ramazan-ı şerifin manevi ikliminde Yüce Rabbimden en büyük dua ve niyazım; başta Mescid-i Aksa, Kudüs ve çevresinde yaşayan Müslümanlar olmak üzere bütün dünyada zulmün karanlığında ve acının pençesinde inleyen kardeşlerimizin bir an önce feraha ve felaha kavuşmalarıdır.

Prof. Dr. Mehmet Görmez
Diyanet İşleri Başkanı