Kuruluşunun 90. Yılında Diyanet İşleri Başkanlığı


3 Mart 1924’te kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı, esasen uzun tarihsel köklerden beslenen bir müessesenin, modern Cumhuriyet’le birlikte yeniden şekillenmesinin tezahürüdür.

Başkanlık bugün yeni yüzyılın şartlarına göre ve ülkemizin şartlarının elverdiği ölçüde yeniden şekillenmiştir. Ülke sınırlarını aşarak küresel ölçekte hizmet sunan uluslararası bir kurum hâline gelmiştir. Başkanlığın uhdesine tevdi edilen görevleri ulusal ve uluslararası düzlemde, çağın gerektirdiği talep ve beklentiler istikametinde yerine getirme imkânları daha da gelişmiştir. Buna bağlı olarak mesuliyetlerimiz fazlasıyla artmış ve görev tanımlarımız değişmiştir.

Din hizmetleri, cami hizmetleri, cami dışı din hizmetleri, sosyal-kültürel içerikli din hizmetleri, vaaz ve irşat hizmetleri, kadın, aile ve gençlere yönelik din hizmetleri, dinî danışmanlık ve rehberlik hizmetleri, toplumu din konusunda bilgilendirme hizmetleri, Kur’an hizmetleri, din eğitimi hizmetleri, yayın hizmetleri, hac ve umre hizmetleri ve yurt dışı din hizmetleri alanlarını içerdiği gibi hayatın tamamını ve tüm insanlığı içine alan bir çerçeveye sahiptir.

Görevimiz, toplumun dinî, ahlaki ve manevi değerlerini sürekli canlı tutmak amacıyla İslam dininin temel kaynaklarına dayalı doğru ve güncel bilgi ile toplumu din konusunda aydınlatmak, inanç, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek ve ibadet yerlerini yönetmektir.

Amacımız, Başkanlığımızı, toplumun dinî, ahlaki ve manevi değerlerini sürekli ayakta tutan, bütün insanlığın barış ve huzuruna katkı sağlayan, din-i mübin-i İslam ile ilgili her konuda referans alınan en etkin ve saygın bir kurum hâline getirmektir.

İlkelerimiz, Kur’an, sünnet, akıl ve vicdanın rehberliğinde İslam medeniyetinin zengin bilgi mirası eşliğinde temel kaynaklara dayalı, doğru ve güncelleştirilmiş bilgiyi esas almaktır. Hizmetlerimizi temel hak ve özgürlüklere saygı temelinde samimiyet-ahlakilik, güvenirlilik, dürüstlük, liyakat-ehliyet-yetkinlik, gönüllülük, fedakârlık, şeffaflık, tutarlılık, kuşatıcılık, birleştiricilik, etkililik, erişilebilirlik ilkeleri çerçevesinde yürütmek; hızlı, verimli ve kaliteli bir şekilde sunmaktır.

Hedeflerimiz, din hizmetlerini toplumun tüm kesimlerine ulaştırmak ve etkinliğini artırmaktır. Dinî bilgi üretimini, İslam’ın bilimsel metodolojisi temelinde sistematik hâle getirmek ve kurumsallaştırmaktır. Toplumun birlik ve beraberliğine katkı sağlayacak faaliyetlerde bulunmaktır. Başkanlığımızın kurumsal kapasitesini geliştirmektir. Dünyada objektif İslam algısı oluşturmak, bu anlayışı yaymak, İslamofobya ile mücadele etmektir.

Bu hedeflere ulaşabilmek öncelikle unvanı, görevi ne olursa olsun Başkanlık teşkilatında görev yapan herkesin din gönüllüsü olmasını zorunlu kılar. Din hizmetleri tabiatı itibarıyla gönüllülük ister. Din gönüllüsü olmayanın insanların gönüllerini fethetmesi ve imar etmesi mümkün değildir. Bunun için işe önce kendimizden başlamalıyız. Önce kendimizi yenilemeliyiz. Hizmetteki aşk ve heyecanımızı, moral ve motivasyonumuzu yenilemeliyiz. Memur zihniyetinden kurtularak din gönüllüsü olmalıyız. İlim ve irfanımızı, bilgi ve birikimimizi sürekli yenilemeliyiz. Toplumun tüm kesimlerine hitap edebilmek için dilimizi ve üslubumuzu, yöntem ve metodumuzu gözden geçirmeliyiz. Tüm ilişkilerimizi yeniden ele almalıyız. Milletimiz nezdindeki, uluslararası arenadaki itibarımızı gözden geçirmeli ve yükseltmeye çalışmalıyız. Örnekliğimizi gözden geçirmeliyiz. Çünkü bizler dini ikame etmekle mükellefiz. Örnekliğimizi kaybettiğimizde insanlara hakkı, hakikati anlatmamız mümkün değildir. Din-i mübin-i İslam’ın yüksek şeref ve itibarına hiçbir halel gelmemesi için azami gayret sarf etmeliyiz.

Din hizmetlerini, sadece cami hizmetlerine, cami hizmetlerini sadece namaz ibadetine, camileri ise yalnız namaz vakitlerine hasreden bir anlayışla sürdürmeye çalışmak, İslam’ın iman, ibadet ve ahlak anlayışıyla bağdaşmaz.

Cami hizmetlerini tekrar ayağa kaldırmalıyız. Camilerimizi, tıpkı Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminde olduğu gibi dinî, sosyal ve kültürel işlevlerin tümü ile bütünleşen ve tekrar hayatın merkezinde olan mekânlar hâline getirmek için çalışmalıyız.

Müftülükleri, salt idari ve bürokratik bir mekanizma olmaktan kurtarıp, şehrin ruhuna ve manevi hayatına hizmet eden birer merkeze dönüştürmeliyiz. Bunun için öncelikle şehrin tüm manevi sorunlarını tespit etmeli ve irşat kurulları marifetiyle bu sorunlara çözümler üretmeliyiz. STK’lara kucak açmalıyız, onlarla birlikte hareket etmeliyiz, onları asla kendimize rakip görmemeliyiz. Zira Diyanet İşleri Başkanlığının onlara da hizmet eden bir kurum olduğunu, bürokratik bir devlet kurumundan öte, millet adına dine hizmet eden bir millet kurumu olduğunu bilmeliyiz. Din hizmetlerinin tabiatı gereği sivil bir hizmet olduğunun her zaman farkında olmalıyız.

İnsan kaynakları ve istihdam politikasında insan merkezli bir personel sistemi kurmalıyız. İnsani ve ahlaki değerler önceliğimiz olmalıdır. Zorlaştıran değil, kolaylaştıran; engelleyen değil geliştiren; katı değil katılımcı, kişilikleri örseleyen değil değer vererek yücelten, problemleri çoğaltan değil çözen bir anlayışa sahip olmalıyız. Adalet, eşitlik, hak, hukuk, liyakat, yetenek ve kabiliyet gibi nitelikleri öne çıkarmalı ve en adil personel sistemini oluşturmalıyız.

Din hizmetlerinde bölgesel hizmet çeşitliliğini esas almalıyız. Sosyal-kültürel içerikli din hizmetlerine ayrı bir önem vermeliyiz. Topluma götürdüğümüz din eğitimi hizmetlerinde ve diğer hizmetlerde “ömür boyu eğitim” anlayışını insanlara kazandırmalıyız.

Toplumsal sorunları, sosyal problemleri din hizmetlerinin ayrılmaz bir parçası olarak görmeliyiz. Mahallesinde açlık, sefalet, yokluk kol gezdiği hâlde rahat uyuyan imam-hatip, müezzin-kayyım, Kur’an kursu öğreticisi mesuliyetinin idrakinde değildir. Semtinde ahlaki yozlaşma, kargaşa ve kavga hüküm süren bir vaizin görevini tam anlamıyla yaptığı söylenemez. Şehrinde din kardeşleri arasında mezhepçilik, hizipçilik, grupçuluk yapılıyorsa, insanlar birbirini ötekileştiriyorsa, müminler arasında kardeşlik değil, fitne, fesat yaşanıyorsa müftü ne yazık ki o şehrin müftüsü olamamış demektir.

Sadece ülkemizi değil, bütün İslam coğrafyasını hatta insanlığı kuşatan sorunlardan haberdar olmalıyız. İslam ülkeleriyle ilişkilerimizi geliştirmeliyiz.

Yurt dışı din hizmetlerinde sadece soydaş ve vatandaşlarımıza değil, din kardeşliği çerçevesinde bütün Müslümanlara hizmet sunduğumuzun farkında olmalıyız. Bugün dünyanın her tarafında Müslüman azınlıkların varlığından haberdarız. Onların da talep ve beklentilerini karşılamalıyız.

Türkiye Diyanet Vakfını, “7 Kıtada İnsanlığın Hizmetinde” anlayışıyla bir hayır ve yardımlaşma kapısına dönüştürmeliyiz.

Din, milletimizin kimliğini oluşturan ortak değerler manzumesidir. Din hizmetlerinde insanı merkeze almalıyız. Herkesi kucaklamalıyız. Siyaset üstü duruşumuzu her zaman muhafaza etmeliyiz. Günlük siyasi tavır ve tutumların üzerinde bir dil ve üslupla daima milletimizin birliğini, beraberliğini ve kardeşliğini güçlendirmeliyiz.

Başkanlığımızın 90. kuruluş yıldönümünü vesilesiyle ülkemizde din hizmetlerinin ve din eğitiminin bugünlere gelmesinde emeği geçen bütün din gönüllüsü kardeşlerime şükranlarımı sunuyor; ahirete irtihal eyleyenlere Cenab-ı Hak’tan sonsuz rahmetler diliyor; hayatta olanlara da sağlık, mutluluk ve muvaffakiyetler niyaz ediyorum.

Prof. Dr. Mehmet Görmez
Diyanet İşleri Başkanı