Fıtrata Rağmen Yaşamak: Stres


Sarp yokuşların, dik yamaçların yer aldığı dünya hayatında sevinçler ve başarılar kadar üzüntüler ve başarısızlıklar da yer almaktadır. “İnsanlar, imtihandan geçirilmeden sadece ‘iman ettik’ demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?” (Ankebut, 29/2.) ayet-i kerimesi, En Yüce Dost’a giden bu dünya hayatında karşılaştığımız çile ve sıkıntıların Yüce Rabbimiz tarafından bizlere lütfedilmiş birer imtihan vesilesi olduğunu hatırlatmaktadır. Doğmadan babasını,
en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde annesini, daha sonra da kendisini himaye eden amcasını ve en büyük destekçisi olan hayat arkadaşını kaybeden; doğup büyüdüğü topraklardan hicret etmek zorunda kalan, risalet görevi esnasında maddi-manevi pek çok işkenceye maruz kalmış bulunan, belki de dünya hayatında bir insanın yaşayabileceği en büyük acı olan evlat acısını birçok kere yaşayan Peygamber Efendimiz (s.a.s.), dünya hayatında karşılaşacağımız her türlü sıkıntı ve zorluk karşısında nasıl bir tavır sergilememiz gerektiği konusunda bizler için en güzel örnektir.

Bugün insanoğlu her zamankinden daha fazla yalnızlığa terk edilmiş durumdadır. Aile kurumu ciddi yaralar almış, komşuluk ilişkileri oldukça zayıflamış, insanlar birbirine yabancılaşmış ve dahası birbirinden uzaklaşmıştır. Bugün dertlerini paylaşamayan, birbirinden yardım isteyemeyen insanların sayısı hiç de az değildir. Modernite, sadece Batı toplumlarında değil tüm dünyada yalnızlar ordusu meydana getirmiştir. Sanayileşme ve kapitalizm yalnızlığı daha da derinleştirmiştir. Bu yalnızlar ve birbirine yabancı insanlar toplumunda, sosyal ilişkiler olabildiğince zayıfladığı ve de insanlar bireyselleştiği için artık birbirine yâr olan, birbirinin kapısını çalan insan sayısı giderek azalmaktadır. Dolayısıyla bu durum insan fıtratının ve ruhunun aşırı zorlanması neticesinde ortaya çıkan stres ve depresyona davetiye çıkarmaktadır. Oysa toplumu ayakta tutan, hayat neşesidir. Herkesin birbirine koşmaya, birbirine yardım etmeye hazır olmasıdır. Bu da ancak iman ve İslam sayesinde mümkündür.

Diğer taraftan günümüzde insanlar bir tüketim yarışı içine girmiştir. Bu da lüksü bir ihtiyaç olarak gören bu sebeple de taşıyamayacağı yükü yüklenerek hayatlarını borç batağı içinde devam ettirmek zorunda kalan, hatta yaşadığı stres ve buhranlar yüzünden intiharlara sürüklenen insan tiplerini ortaya çıkarmaktadır. İnsan aslında imajlar peşinde koşarken bu dünyayı sadece bu dünya için yaşadığından farkında olmadan manevi iflasın da eşiğine gelmektedir.

Ayrıca sigara, alkol, uyuşturucu, internet, alışveriş, eğlence, hedonizm gibi her türlü bağımlılık, insanın iradesini yok ettiği ve insanı başka kuvvetlerin etkisinde zavallı bir canlı hâline getirdiği için toplumda stres artmaktadır.

Bütün bunlara bir de insanın ruhunu zenginleştiren, ona gönül huzuru veren, kalbini itminana kavuşturan maneviyat ikliminden uzaklaşma ve hayatı anlamlı kılan yüce değerlerin unutulması eklenince, stres ve depresyon kaçınılmaz olmaktadır. Nitekim stresin en büyük nedeni, varlığı madde, âlemi dünya ve ölümü yok oluş olarak kabul etme düşüncesidir. Allah’ın ruhundan bir nefha taşıyan insanın anlamsızlık ve gayesizlik girdabına düşmesidir, hep kaybetme korkusu taşımasıdır. Fıtrata aykırı olarak sergilenen her türlü davranıştır. Kalbin safiyetini bozan masiyet ve günahlardır.

İslam, iman, ibadet ve ahlak esaslarıyla, bireysel ve toplumsal hayata dönük ilkeleriyle, dünya ile ahiret arasında denge gözeten öğretileriyle bütün insanlık için eşsiz bir huzur ve mutluluk kaynağıdır. İman ne büyük nimettir ki, kişiyi dar kalıplara sıkışmış fikir buhranlarından, niyet bozukluklarından, ruhi dengesizliklerden kurtarıp basit dünya hesaplarının dışına çekerek onu dünya ve ebedî âlem için büyük hesapların, ulvi davaların, engin düşüncelerin insanı hâline getirir. İslam ne büyük mutluluktur ki, kişinin konuşmasını hikmetli bir dil ve üsluba; sükûtunu tefekküre, çalışmasını ibadete, bakışını ferasete, hayatını nezaket, zarafet ve nezafete dönüştürür. Simasını güler yüzlü, secde izli; dostluklarını vefalı, arkadaşlıklarını çıkarsız ve içten kılar. Dertlerini ve sevinçlerini paylaştıran, sevdiklerini Allah için seven ve onlara gönlünü açan bir insan hâline getirir.

İbadetler, içine tefekkür boyutu katılarak ve içerdiği anlamlar idrak edilerek layıkıyla eda edildiğinde insana tarifi imkânsız bir gönül huzuru sağlar. İnsanı günah batağına düşmekten korur. Nefisleri ve kalpleri arındırır. Sadece bireylerin değil bir bütün olarak toplumun arınmasına vesile olur. Nitekim bu noktada ibadet, sevgi, bilgi ve birlik mekânı olan camiler, “Bir emme-basma tulumba gibi müminleri toplar, onlara huzur ikliminde maneviyat aşısı yaparak yine toplumun içerisine dağıtır.” İşte bu yönüyle camiler, stres ve depresyona giden yolları da kapatmaktadır.

Mümin, dünya hayatının içerisinde ilkbaharın olduğu kadar sonbaharın; yazın olduğu kadar kışın da bulunduğunun farkındadır. Dolayısıyla ilkbahar ve yazdaki doğumun ve neşenin güzelliklerini gördüğü gibi, sonbahar ve kıştaki ölümün ve sararmış yaprakların düşmesindeki hüznün güzelliklerini de görür. Mümin, çile ve sıkıntılarla karşılaştığında hiçbir şüpheye düşmeden ve ümitsizliğe kapılmadan,
“Hoştur bana senden gelen,
Ya hil’at-ü yahut kefen,
Ya gonca gül yahut diken,
Lütfun da hoş kahrın da hoş.”
diyerek Cenab-ı Hakk’a olan teslimiyetini gösterir. Yüce Allah’ın “Secde et ve yaklaş!” (Alak, 96/19.) emri gereği, huşu içerisinde ibadet ve taate yönelerek daha bir gönülden secdeye kapanır. Yüce Rabbimizin “Bana dua edin ki, duanıza icabet edeyim.” (Mümin, 40/60.) ilahî fermanı gereği ellerini Rabbine açar ve dua eder. Böylece kendisini güvende ve değerli hisseder. Ümitsizliğin, inancına ters düştüğü bilinciyle karşılaştığı hiçbir zorluk ve sıkıntı karşısında; nefsin bitmek tükenmek bilmeyen arzularına kendisini kaptırmaz ve asla yaratılış gayesini unutmaz. Hayatın zorlukları karşısında karamsarlığa düşmez ve hiçbir zaman Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.

Son olarak Başkanlığımızın 89. kuruluş yıldönümünü vesilesiyle ülkemizde din hizmetlerinin ve din eğitiminin bugünlere gelmesinde emeği geçen bütün din gönüllüsü kardeşlerime teşekkür ediyor; ebediyete göçenlere Cenab-ı Hak’tan sonsuz rahmetler diliyor; hayatta olanlara da sağlık, mutluluk ve başarılar niyaz ediyorum.

Prof. Dr. Mehmet Görmez
Diyanet İşleri Başkanı