Cuma Hutbesi: Fitneye Karşı Basiret

29/07/2016


Kardeşlerim!

Peygamberimiz (sav), kendisine ilk vahiy geldiğinde o yüce emanetin sorumluluğu karşısında endişelenmişti. Hemen evine dönerek başından geçenleri, müminlerin annesi Hz. Hatice’ye anlatmıştı. Bunun üzerine Hatice Validemiz, şöyle demişti Resûl-i Ekrem Efendimize: “Korkma, endişelenme! Allah, seni asla mahcup etmez. Çünkü sen, akrabalarınla ilgilenirsin. Yetim ve kimsesizleri gözetirsin. Fakir ve ihtiyaç sahibinin yardımına koşarsın. Misafire ikramda bulunur, komşuna iyi davranırsın. Mazluma ve mağdura kol kanat gerersin. Hakkı savunur, doğrunun yanında yer alırsın.” (1)

Hamdolsun Rabbimize! O, Peygamberini mahcup etmediği gibi bu değerleri ayakta tutanları da tarih boyunca hiç mahcup etmemiştir. Çünkü Yüce Allah, fakire, yoksula, ihtiyaç sahibine el uzatanları mağdur etmez; garibe, yetime, kimsesize gönlünü açanları mahrum bırakmaz. Ve bu millet, ırk, dil, din, coğrafya ayrımı gözetmeksizin kendisine sığınanlara her daim gönül kapılarını açmış, onlara sığınak olmuştur. Ve bu millet yetimi, garibi, kimsesizi gözetmiştir. Ve bu millet her şart ve durumda hakkı savunmuş, medeniyetler kurmuş, dünyanın dört bir yanına medeniyetler taşımıştır. Böyle bir milleti, Allah mahcup eder mi hiç?

Kardeşlerim!

Tarih boyunca yeryüzünde en büyük bozgunculuk, ıslah adı altında yapılmıştır. En kalleş bozgunculuk, din kisvesine bürünerek millete kötülük yapmaktır. Nitekim şöyle buyurur Yüce Rabbimiz: “Onlara ‘yeryüzünde fesat çıkarmayın, bozgunculuk yapmayın’ denildiğinde, ‘biz ıslah edicileriz!’ derler. İyi biliniz ki, onlar bozguncu ve ifsat edicilerin ta kendileridir. Fakat onlar, ne yaptıklarının farkında değillerdir. ” (2) En büyük bozgunculuk, dini ve dini değerleri istismar ederek insanları aldatmaktır. Peygamberimizin ifadesiyle “Bizi aldatan bizden değildir” (3)

Kardeşlerim,

Yüce dinimizi, sağlam kaynaklardan doğru bir  şekilde öğrenmeliyiz. Kalbimizi, gönlümüzü, ruhumuzu, aklımızı, fikrimizi, irademizi başkalarına teslim etmemeliyiz. Bizi Allah’a kulluk yerine, kendine kul ve köle olmaya davet edenlere zerre  kadar itibar etmemeliyiz. Birlik ve beraberliğimizi, huzur ve kardeşliğimizi korumalıyız. Birbirimizin varlığını kendi varlığımız, hukukunu kendi hukukumuz saymalıyız. Farklılıklarımızı ayrılık- gayrılık nedeni değil, zenginlik ve rahmet vesilesi görmeliyiz. Fitne ve fesada, hile ve tuzağa karşı feraset ve basiretle davranmalıyız. Hep beraber Kur’an’a ve Hz. Peygamberin sünnete sıkıca tutunmalıyız. Çünkü öyle buyuruyor Rabbimiz: “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmandınız da O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeş oldunuz.” (4)

Aziz Müminler!

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v), bir gün ashabıyla sohbet ederken onlara, “Pehlivan kimdir bilir misiniz?” diye sordu. Sahabe, “Pehlivan, güreşte rakibini yenen kişidir.” cevabını verdi. Bunun üzerine Efendimiz,  “Asıl pehlivan,  güreşte  rakibini yenen değil, öfke anında kendisine hâkim olup öfkesini yenebilendir.” (4) buyurdu. İslam toplumu olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da  öfkemizle

değil, aklımızla ve ferasetimizle hareket etmeliyiz. Fitne ve fesat peşinde koşanlar, kendini bilmez cahiller, ileri-geri laf attıklarında, Kur’an’ın tavsiye ettiği gibi “selam” deyip geçmeli, fitne ve fesatçıları kendi kurdukları tuzaklarıyla baş başa bırakmalıyız.

Kardeşlerim,

Gelin şu Cuma saatinde hep birlikte Rabbimize şöyle yalvaralım:

• Ya Rabbi! Sana inandık, sana güvendik, sana tevekkül ettik, bizleri sensiz, sahipsiz, yardımsız bırakma Allah’ım!
• Bize lütfettiğin hidayetten sonra kalplerimizi saptırma ya Rabbi!
• Bizi sırât-ı müstakiminden ayırma!
• Rabbimiz! Bize rahmetinle muamele eyle! Her türlü inkârcı ve münafığa karşı bize yardım eyle!
• Allah’ım! Bozguncu ve fesatçılara karşı bizi her daim muzaffer eyle!
• Bizleri her türlü fitne ve fesattan, hainlikten, ikiyüzlülükten, kötü ahlaktan muhafaza eyle!
• Bizlere basiret ve feraset ihsan eyle!

1  Buhârî, Bed’ü’l-vahy, 1; Tefsîr, (Alak) 1.
2  Bakara, 2/11-12.
3  Müslim, İman, 164.
4  Âl-i İmran, 3/103
5  Müslim, Birr, 106; Ayrıca bkz. Buhârî, Edeb, 76